Define Arar Gibi Tohum Aratana Vatana İhanet Değil de Nedir?
Toprağın bağrından yükselen o ilk kokuyu hatırlar mısınız?

Toprağın bağrından yükselen o ilk kokuyu hatırlar mısınız? Yağmur çisilediğinde mahallenin ya da köyün bahçelerinden dalga dalga yayılan o el değmemiş, dupduru kokuyu…
Çocukluğumuzda bahçe aralarında koşarken domates yapraklarının bacaklarımıza sürtünmesiyle etrafa saçılan o koku, sadece bir bitkinin aroması değildi. O koku; doğallığın, bereketin ve samimiyetin hafızamıza kazınan iziydi. O domatesin tadı bir başkaydı. Kabuğu incecik, içi kıpkırmızı, lezzeti ise hafızalarda yer eden türdendi.
Peki, ne oldu o kokulara? Ne oldu bizim o bereketli ata tohumlarımıza? O lezzeti, o saflığı kimler elimizden aldı?
Bugün dönüp baktığımızda soframıza gelen domateslerin görünüşü kusursuz; ancak ne eski tadı var ne de o unutulmaz kokusu. Bizi kendi toprağımızın öz evladı olan yerli tohumlarımızdan koparıp dışarıya, özellikle de İsrail’den ithal edilen tohumlara bağımlı hâle getiren süreç, yalnızca bir tarım politikası hatası olarak geçiştirilemez.
Çünkü mesele sadece domatesin tadı, kokusu ya da görünüşü değildir. Mesele, toprağımızın bereketi, üreticimizin bağımsızlığı ve bu milletin kendi kendine yetebilme iradesidir.
HER YIL YENİDEN TOHUM SATIN ALMAYA MECBUR MUYUZ?
Bugün tarımda kullanılan bazı hibrit tohumlar, üreticilerin elde ettikleri üründen aynı verim ve özellikleri taşıyan tohumu yeniden elde etmelerini zorlaştırabiliyor. Böylece çiftçi, her üretim döneminde yeniden tohum satın alma ihtiyacıyla karşı karşıya kalabiliyor.
Toprak aynı toprak, emek aynı emek… Ancak üretici, kendi tarlasından elde ettiği ürünün tohumuyla ertesi yıl aynı üretim güvencesini sağlayamıyorsa burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir mesele vardır.
Elbette bütün hibrit tohumların kısır olduğunu söylemek doğru değildir. Ancak tarımsal üretimde dışa bağımlılığın artması, yerli tohum kaynaklarının korunması ve çiftçinin tohuma erişimi konusunda önemli soruları da beraberinde getirmektedir.
Bir milletin üretim gücü, başkasının insafına bırakılmamalıdır. Kendi toprağımızda üretim yaparken her yıl yeniden dışarıya avuç açmak zorunda kalıyorsak tarım politikalarımızı bütün yönleriyle sorgulamak zorundayız.
ATA TOHUMUMUZU NEDEN DEFINE ARAR GİBİ ARIYORUZ?
Bugün kendi topraklarımızda ata tohumlarımızı adeta birer define arar gibi aramak zorunda kalıyorsak durup derin derin düşünmemiz gerekmez mi?
Bu topraklara, bu nesillere bu muhtaçlığı kim reva gördü?
Bizleri kendi kendine yetebilen bir ülke olma hedefinden uzaklaştıran, hibrit ve dış kaynaklı tohumlara bağımlılığı artıran kararların altına kimler imza attı?
Millî tarımımızı ve geleceğimizi dışa bağımlı kılan politikaların sonuçları neden yeterince sorgulanmıyor?
Bu soruların cevabı, yalnızca geçmişi eleştirmek için değil, geleceği doğru inşa edebilmek için de önemlidir.
Yerli ve millî tohumlarımızın korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması bir tercih meselesi olarak görülmemelidir. Bu konu, tarımsal bağımsızlığımızın ve üretim gücümüzün temel unsurlarından biridir.
ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ TOPRAĞIN BEREKETİNE BAĞLI
Çocuklarımızın sağlıklı beslenmesi, yeterli ve güvenilir gıdaya erişimi hepimizin ortak sorumluluğudur. Tükettiğimiz gıdaların niteliği, üretim yöntemleri ve tarımsal sürdürülebilirlik, gelecek nesillerin yaşam kalitesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Yerli ve millî tohumların korunması konusunda gerekli adımların atılmaması, üreticinin desteklenmemesi ve tarımsal üretimde dışa bağımlılık risklerinin yeterince dikkate alınmaması ciddi sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle geçmişte alınan kararların, uygulanan politikaların ve ortaya çıkan sonuçların şeffaf biçimde değerlendirilmesi gerekir. Hatalı kararlar varsa bunların ortaya konulması, sorumlulukların belirlenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi elzemdir.
Hiç kimse yaptığı işin hesabını vermekten muaf tutulmamalıdır. Tarım gibi doğrudan milletin sofrasını, üreticinin geçimini ve ülkenin geleceğini ilgilendiren bir alanda hesap verebilirlik vazgeçilmezdir.
ATA TOHUMU, BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİDİR
Ata tohumu yalnızca bir tarım meselesi değildir. Aynı zamanda bir ülkenin üretim kültürünün, toprağıyla kurduğu ilişkinin ve geleceğe bıraktığı mirasın parçasıdır.
Gıda güvenliğimizi yabancı şirketlerin veya devletlerin insafına terk etmek kabul edilemez. Yerli tohumlarımızı korumak, çiftçimizi desteklemek, bilimsel araştırmalarla verimli ve dayanıklı tohum çeşitleri geliştirmek zorundayız.
Geçmişten gelen tohumlarımızı korurken modern tarımın imkânlarından da yararlanmalı; verimliliği, sürdürülebilirliği ve üreticinin ekonomik gücünü birlikte düşünmeliyiz. Çünkü mesele, geçmişe özlem duymaktan ibaret değildir. Mesele, geçmişin birikimini geleceğin imkânlarıyla buluşturmaktır.
TOPRAĞIMIZIN SESİNE SAHİP ÇIKMA VAKTİ
Artık toprağımızın sesine, çocukluğumuzun yağmur çiselediğinde buram buram kokan domates yapraklarının hatırasına sahip çıkma vaktidir.
Ata tohumlarımızı yeniden çoğaltmak, yerli tohumlarımızı korumak, çiftçimizin üretim gücünü artırmak ve toprağımıza özgürlüğünü, bereketini yeniden kazandırmak bu topraklara olan en büyük borcumuzdur.
Bu borcu öderken geçmişte yapılan hataların, yanlış politikaların ve üreticimizi dışa bağımlılığa sürükleyen uygulamaların hesabını sormak da geleceğimize karşı sorumluluğumuzdur.
Unutmayalım ki tohum, toprağa bırakılan küçücük bir emanet gibi görünse de içinde bir milletin geleceğini taşır. O emaneti koruyamazsak yalnızca bir bitkiyi değil, üretim kültürümüzü, bağımsızlığımızı ve yarınlarımızı da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız.
Toprağımıza, tohumumuza ve geleceğimize sahip çıkalım. Çünkü kendi tohumunu koruyamayan bir milletin, yarın kendi sofrası üzerinde ne kadar söz sahibi olabileceğini de düşünmesi gerekir.
Bayram Uzunoğlu
Karadeniz Doğal Hayatı Koruma ve Su Sporları Derneği Başkanı
İlgili Haberler
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.


